Logo

Sonbahar’da Yedigöl(ler)

Yedigoller-gezisi-19
Sonbahar geldi ve yarıladı bile yolu. Biz “şehir ahalisi” tüm mevsimleri takvimlerden izleriz. Oysa  her mevsimin bir iç takvimi vardır doğa yoluyla bize sunulan.   Bu takvim mevsimlerin gelişini bize; küskün bir bulutun bakışıyla, otların hışırtılarıyla, masmavi bir denizin kokusuyla, kayalardaki yosunların kaygan dokusuyla, rüzgarıyla, yağmuruyla, karıyla bildirir.


Şimdi mevsim sonbahar.. Şairin dediği gibi  “Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ”

Biz, Ankara’dan sonbahara, ruh dinginliğimizle merhaba demek için sabah 7 de yola çıktık.
Katılımcı arkadaşlarımızın gözlerindeki heyecan aracımıza bindikçe ortak bir heyecana dönüşüyordu.  Şehirden küçücük çantalarımızla ayrılıyorduk. Ve Ankara yavaş yavaş arkamızda yenilmiş bir ordu gibi küçülerek kayboluyordu..

Ercan bey bize Yedigölleri kendine has coşkusuyla ve inancıyla anlatıyordu. Renk dönüşümünün en güzel zamanının bu haftalar olduğunu ve elimizdeki fırsatı iyi değerlendirdiğimizi hissettiriyordu. Ben Yedigöller’e hiç sonbaharda gitmemiştim. Genelde çağıldayan derelerin muhteşem senfonisini dinlemek için ilkbaharda gitmeyi hep daha cazip bulduğumdan, nisan ayında gitmiştim. Ama anlatılanlar sonbaharda da görmem gerektiğini düşündürdü bana.

Yedigoller-gezisi-18Bu etkinlikler bana hem doğa gezisi imkanı sunuyor hem de insan gezileri yapıyorum. Her gezide birkaç arkadaş ediniyorum. Çünkü kentlerde normal şartlarda pek bulunmayan içtenlik, doğanın koynunda bulunabiliyor  yıllarca sürecek bir dostluğun ilk adımı atılmış oluyor.  Bu etkinlikde gene bir çeşitlilik vardı.  Genci, yaşlısı, profosyonel doğa aktivitistleri,  işlerden bunalıp nefes almak isteyenler, aşklarına birde doğadan bakmak isteyenler, aile saadetlerine birde Yedigöller kartpostalı yerleştirmek isteyenler…. Her yerden, her yaştan…

Yol boyunca şarkılar türküler söylendi, Emel Hanım’ın akrdiyonu eşliğinde. Ve bu aktivitede yeni yıldızlarını yaratıyordu.  Gezinin en güzel şarkı söyleyeni İrfan Hanım’dı.
Bir çay molasından sonra, hep bizi korkuttukları Yedigöller’in stabilize doğa tüneline girdik. Aracımız bu yolda çok yavaş gidiyordu. Yol hızlı gitmeye izin vermiyordu. Sanki hızlı gidersek, o doğa manzaralarını kaçıracakmışız gibi, yol boyunca akan dereler doğal bir radardı.. o doğa tünelinden geçerek ve tırmanarak yavaş yavaş sonbaharı içinize dolduruyordu zaman.

Artık operasyon tamamlanmak üzereydi. Takvimler, ajandalarımızdan, saatlerimizden, cep telefonlarımızdan, bilgisayarlarımızdan, duvarlarımızdan çıkarak doğanın koynuna konmuş ve o büyük dağlar kucağındaki ağaçlarla “sonbahara hoş geldiniz” yazmıştı.  Evet artık takvimimizin tek yaprağı yaşayan bir sonbahardı. Yedigöllerdi.

O küçük göller tüm misafirperverliğiyle bizi bekliyordu. Araçtan inip toprağı öptükten sonra seyir terasına çıkmak üzere tekrar araca bindik. Yol yorgunluğunun yerini bir coşku tekrar almıştı. Yedigöller’in her yerini görebildiğimiz tepeye çıktığımızda dağlar kendinden emin bir şekilde yerlerindeydi. Tüm bedenimiz artık topraktan aldığı enerjiyle içimizden yani tam kalbimizden geçerek ruhumuzda dolaşıyor aylardır biriken zehirleri temizleyip her nefeste tekrar temizlenmek üzere doğaya veriliyordu. İşte o nefesin içinde tüm kızgınlıklarımız kırgınlıklarımız, kalp ağrılarımız, öfkelerimiz tekrar dağların dezenfekte eden doruklarına karışarak kayboluyor. Ankara’ya döndüğümüzde yenilenmiş, temizlenmiş ve koca bir beton ordusunu yenmiş zafer duygusuyla birkaç hafta daha geçirebilecektik.
Yedigoller-gezisi-20Sonraki aşama doğa yürüyüşü idi. 2 saat kadar rüya gibi bir coğrafyanın içinde yürüdük. Bu yürüyüş katılımcıların birbirleriyle tamamen tanışmasına da vesile oldu. Herkes içindeki keçi potansiyelini yavaş yavaş ele veriyordu. Derelerin bazen yanından yürüyor bazen üzerinden geçiyor bazen ortasında fotoğraflar çektiriyor ve yaşayan takvime gittikçe karışıyordu. Birçok ayrıntı var anlattıkça yazının uzayacağı. Ama anlatıp tüketmek istemiyorum. Eğer Gülen Kayaların üzerinden yürümemişseniz, dilek çeşmesinde dilek tutmamışsanız (benim dileğim, “ey çeşme ne kadar sucuk yersem yiyeyim göbeğim şişmesin şeklindeydi.” )  ve suyundan içmemişseniz, o göllerin ağaçlar saçlarını tarasınlar diye ayna gibi altlarına serildiğini görmediyseniz, kenarlarında yürümemişseniz ne anlatırsam anlatayım boştur zaten.
Ercan Abi otobüste sormuştu aklınızda en çok ne kaldı diye. Aslında tam tersini sormak lazım. Neler kalmadı diye. Sadece niteliksiz ve doğayı bilmeyen birkaç grup gördüm onlar kalmadı. Geri kalan her şey muhteşemdi.
Mesela siz hiç dünyayı bir sudan izlediniz mi. Bulut suda nasıl durur. Gökyüzü nasıl durur. Kayalar. Binbir çeşit ağaç nasıl durur gördünüz mü.. ben dün gördüm.

Yorulduk. Acıktık.  Artık mangalın üzerinde köftelerin ve tavukların cızırdamasının zamanı geldi. Bu gezinin en güzel taraflarından birisi de buydu işte. Ercan abi aşcının gelmemesinden bahsederken üzülüyor gibiydi ama iyi olmuştu. Sanki toplamışsınız ev efradını hadi pikniğe gidelim diyorsunuz ve geliyorsunuz. İşte tam öyleydi bu gezi. Herkes bir şeyler yapıyor. Mangalın başında 2-3 kişi. Çayı yapan. Salatayı yapan. Servis yapan. Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor. Yeni tanışan ve dost olan insanlar birbirine ikramlarda bulunuyor. Çay veriyor. Çayı şekersiz içtiklerini öğreniyor.

Köfteler güzel tavuklar süperdi.  sucuk yoktu. Oysa hayatımı tehlikeye atmış ve bir ağacın üzerinden bir kangal sucuk uğruna derenin üzerinden geçmiştim. Ercan Bey sucuğumu istiyorum. Bak yazıyorum buraya…
Mucize Mehmet. Atlamıcam seni. Adam hayatında ilk kez eline akordeon aldı ve çaldı. Her şeyi çaldı. Başka bir şey demiyorum. Erol Köse okuyorsan bu satırları keşfet Mehmet’i.
MustafaSumerVe dönüş. Her güzel şeyin çabuk bitmesi şart mıdır. Ve bitti. Aracımızdayız. Yolda verdiğimiz molalardan sonra gene şarkılar türküler ve fıkralarla Doğanın takviminden ağır ağır çıkarak gene mevcut kent takvimlerine geri döndük. Ama artık bir farkımız vardı, sonbaharı bir günde olsa yaşamış ve içine girmiştik. Kartpostalların içinde varolmuş ve yaşam enerjimizi  yenilemiştik. Herkes mutluydu. Teşekkürler bu mutluluğu kelimelere döküyordu yolun son demlerinde (Fethiye teyzenin teşekkürünü saymazsak)

Son bir not İrfan hanım O şiiri dönünce buldum ve okudum…şöyleymiş..

“Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.”

18.10.2009 Ankara

DogaYuruyusuAnkara.com bir Artıyaşam web sayfasıdır. Artıyaşam, TURSAB'a bağlı 6762 belge nolu A grubu seyahat acentesi olan Kırkayaklar Turizm ve Seyahat Acentasının TPE 2009/71835 sayılı tescilli bir markasıdır.